ÜYE GİRİŞİ
epostaşifre
üye olmak için tıklayın

ANLAŞMALI KURUMLAR
Bağımsızlık Yolunda 20 Ocak Şehitleri ve Azerbaycan

"Şii olduk; ama biz Türk’üz. Bizim Türkiye’den beklentimiz, Ermeniler karşısında verdiğimiz haklı mücadelemizi desteklemesidir.”

Rusya’nın onsekizinci yüzyılda başlayan ve ondokuzuncu yüzyılda hız kazanan sömürgecilik faaliyetlerinden nasibini alan Azerbaycan, 1917’deki Bolşevik Devrimi'nden sonra Bolşeviklerin self-determinasyon hakkını (kendi kaderini tayin) desteklemesi sonucunda Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti adıyla tarih sahnesinde yerini almıştır. Ancak verilen sözlerin tutulmaması sonucunda, Sovyet yönetimi tarafından, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetine son verilmiştir. 1918 yılında başkenti Gence şehri olarak kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade’nin “Bir kere yükselen bayrak bir daha yere inmez” sözünü kendine ilke edinen Ebulfeyz Elçibey liderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi, kadim Türk yurdu olan Azerbaycan topraklarında yıllardır devam eden vahşete ve toprak bütünlüğüne yapılan doğrudan saldırılara dur diyerek azadlığa giden kutlu yolun yolbaşcıları olmuşlardır. Sovyetler Birliği'ni oluşturan on beş cumhuriyetten biri olan Ermenistan, tarih boyunca olduğu gibi, yirminci yüzyılın sonlarında da Azerbaycan Türklerinin üzerine malum devletler tarafından saldırtılmıştır. Kadim Türk yurdu olan Kafkasya, Azerbaycan ve özelde Karabağ olmak üzere tarih boyunca hiçbir bağının bulunmadığı topraklarda söz hakkı isteyen Ermeni çeteleri, başta Sovyet ordusu olmak üzere arkasına aldığı bütün güç ve imkanlarla Azerbaycan Türklerini katletmeye başlamıştır. Ne var ki bu durum, uluslararası basında ‘’Ermenilerin Türkler tarafından katledildiği’’ şeklinde haber edilmiştir.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov tarafından verilen emir doğrultusunda, 20 Ocak tarihinden geçerli olmak üzere Yüksek Prezudyumu (parlamento) tarafından alınan ‘’olağanüstü hal’’ kararı sonrası Azerbaycan da yaşayan, Ermeni ve Rusların can güvenliğinin bulunmadığı bahanesiyle, 19 Ocak gecesi Sovyet ordusuna bağlı 30 binin üzerinde asker, ağır silahlar ve tanklar dört bir koldan Bakü şehrine girmişlerdir. Azerbaycan Devlet Televizyonu başta olmak üzere neredeyse bütün yayın organlarının Sovyet ordusu tarafından bombalanması ve yayın yapamaz hale getirilmesi neticesinde ‘’olağanüstü hal’’ ilanından habersiz, Azadlık Meydanın da bulunan binlerce Azerbaycan Türkü, kendilerini adeta ölüm saçan Kızıl Ordu tanklarıyla burun buruna bulmuştur.

Gün ağardığında yüzlerce masum sivilin, Rus ve Ermenilerden oluşan Sovyet Ordusu tarafından vahşice katledildiği, binlercesinin yaralandığı ve sayısız cansız bedenin Hazar Denizi'ne atıldığı utanç tablosu Azerbaycan Türklerinin gözleri önüne serilmişti. Şehitlerin aziz ruhları semada yükselirken, bağımsızlık uğruna akıttıkları mukaddes kanlarının üzerine atılan karanfiller, adeta o gecenin simgesi olmuştur. Bugün katliam gecesi, karanfilin ağladığı gece olarak hafızalarımızdaki yerini korumaktadır. 20 Ocak Azadlık Şehitleri 1918 yılında kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti zamanında da şehitlik olan, daha sonları Sovyet yönetimince park yapılıp üzerine eğlence mekanları kurulan, Şehitler Hıyabanı'nın aslına döndürülmesiyle, ecdadla koyun koyuna ebediyete uğurlandı. Aziz şehitler bu mukaddes tepeden üç renkli şanlı Azerbaycan bayrağının ebediyete kadar dalgalanması için manevi birer koruyucu olarak semayı selamlamaya devam ediyor. Bugün, aklı başında ve vicdan sahibi olan herkes, yaşanan bu katliamın esas sebebinin, bölgede Ermenistan-Azerbaycan arasında devam eden çatışmalara son vermekten çok Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık mücadelesine son vermek olduğunu bilmektedir. Nitekim ilerleyen zaman içinde Dağlık Karabağ da ki Azerbaycan Türklerinin (basit av tüfekleri de dahil olmak üzere) bütün silahlarına el konulurken, Ermeni çetelerinin ağır silahlarla yaptıkları yığınaklar görmezden gelinip, yeni bir katliama (Hocalı) ve Karabağ başta olmak üzere Azerbaycan topraklarının işgaline zemin hazırlanmıştır. Azerbaycan Türklerine karşı soykırım, Sovyet hakimiyeti yıllarında Azerbaycan topraklarının yavaş yavaş ilhak edilmesi, neticede ülke topraklarının 125bin km2'den 87bin km2'ye düşmesi, Sovyet yönetiminin Ermenilere arka çıkmasıyla başlayan Dağlık Karabağ olayları, Azerbaycan Türklerinin Ermenistan arazisindeki ezeli topraklarından kovulması bu siyasetin aşamalarıdır. Söylemeden geçemeyeceğim bir önemli konu ise, aradan geçen çeyrek aşıra rağmen hala üzüntüsünü ve utancını içinde hissettiğimiz dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 20 Ocak günü yaptığı şu açıklamadır; “Azerbaycanlılar, Anadolu’daki Türk halklarından daha çok İran’daki Azerilere yakındır. Onlar Şii, biz Sünniyiz.’’ Bu ifadeler başta Azerbaycan Halk Cephesi Lideri Elçibey olmak üzere birçok isim tarafından eleştirilerin odağı olmuştur. Elçibey gönderdiği telgrafta haklı serzenişini şöyle dile getirmiştir;

"Şii olduk; ama biz Türk’üz. Bizim Türkiye’den beklentimiz, Ermeniler karşısında verdiğimiz haklı mücadelemizi desteklemesidir.”

Aradan geçen yirmialtı yılda katliamın baş aktörü Gorbaçov başta olmak üzere hiçbir fail, uluslararası mahkemelerde ceza almamıştır. Ceza almak şöyle dursun, sözde medeniyet ve insan hakları hamisi olan Avrupalı devletler bu vahşeti Sovyetlerin iç meselesi olarak görmüş ve katliamcı Mihail Sergeyeviç Gorbaçov 1990 yılında Nobel Barış Ödülüne ‘’layık görülen’’ isim olmuştur.

Azadlık yolunda, üç renkli şanlı bayrağın ilelebet dalgalanması ve Azerbaycan Türkünün var oluş mücadelesinde verdikleri canlarla ölümsüzleşen 20 Ocak Şehitlerini rahmetle yad ediyor, Şehitler Hıyabanı'na bakii selam ediyorum.

Yazan: Osman KEPENEK


ekleme tarihi : 20 / 01 / 2016

Copyright © 2010 - 2013 Tüm hakları saklıdır. Eskişehir Azerbaycanlılar Derneği